Page 26 - Kanyoning Türkiye
P. 26
REŞAT NURİ GÜNTEKİN
25 Kasım 1889’da Üsküdar’ın Selimiye Mahallesi’nde
dünyaya geldiğinde kimse bu sevimli bebeğin tam 19
roman, 150’den fazla hikâyesiyle Türk edebiyatının en
sevilen yazarlarından biri olacağını bilmiyordu. Aslında
doktor olan ve o dönem zengin kütüphanesiyle dikkat
çeken babası, bunu bilebilse ne mutlu olurdu! Çünkü
mesleğini icra ettiği saatlerin dışında tüm vaktini
okumaya vakfeden Talip Nuri Bey hem Batı hem de
Doğu edebiyatına hâkimdi. Anlaşamadıkları tek nokta,
oğlu Reşat’ın zaman zaman aldığı kitapları yerine
koymamasıydı.
Yolculuk başlıyor
Reşat Nuri çocukluk yıllarında babasını memuriyeti
dolayısıyla Anadolu’yu gezer.40 yılı aşkın bir süre
devletin çeşitli kademelerinde görev yaptığı esnada
Anadolu sokaklarını arşınlar. Anadolu, Reşat Nuri’nin
romanlarının vazgeçilmezi olur. Örneğin hem çocukken
ailesiyle yaşadığı hem de milletvekilliğini yaptığı yer
olan Çanakkale, “Çalıkuşu” romanında kendini şöyle
gösterir: “ …talihime gayet iyi bir yer çıktı. Sakin, şirin bir Feride karakterinin erken yaşta vefat eden kendi kız
asker memleketi… Burada en sevdiğim yer ’Söğütlük’ kardeşinden esinlenerek mi yazdığını sorduklarında
dedikleri dere kenarı. Söğütlük adeta bir söğüt ve Reşat Nuri: “Hayır, Çalıkuşu’nda esas vaka hayali bir
çınar ormanı. Kim bilir kaç yüz senelik? Derenin öbür fantezidir.” der. İşte bu başarılı kurgusu ona en büyük
kıyısında etrafı çitlerle çevrilmiş sıra sıra bahçeler, o iltifatı getirecek ve Atatürk bu güçlü kaleme şöyle
bahçelerin arasında gölgelere boğulmuş incecik yollar diyecektir: “Cephede attan düşüp sakatlandığımda,
var. Karşıdan bu yollara bakarken bana öyle geliyor sizin ‘Çalıkuşu’ romanınızı okuyarak zaman geçirdim.
ki onlar insanı, bildiğimiz dünyadan başka yerlere Romanın sayfaları ilerledikçe, çektiğim acıyı unuttum”.
götürecek, en umulmaz emellere kavuşturacak…” Romanlarındaki realizm hikâyelerinde yerini mizaha
bırakırken, gezi yazılarında keskin bir gözlemcilik dikkati
Reşat Nuri, yaşamını öğretmenlik, milletvekilliği, çeker.
başmüfettişlik, UNESCO yönetim kurulu üyeliği, Milli
Eğitim ataşeliği ve tüm bunların yanında yoğun bir “Anadolu Notları”nın satırlarına değince gözleriniz,
yazın hayatıyla doldurur. Bu yoğunlukta nasıl yazdığına, o zamanki sosyal ve kültürel hayat hakkında da fikir
konuları nasıl belirlediğine dair bir soruyu şöyle yanıtlar: sahibi olabilirsiniz. Anadolu insanının kıvrak zekâsı,
“Konu, pek ilkel şekilde aklıma gelir. Hiçbir zaman, dürüstlüğü, zamanın tiyatroları, kitapları, gazeteleri,
hemen derhal bu konunun planını yapıp da yazmaya kahvehaneleri, yolları yine bu gezi yazılarıyla önümüze
başladığım vaki değildir. Bulduğum konuyu, zihnimde dökülür.”Anadolu Notları”nda yazar, Faruk Nafiz
bir kenara atarım. Onu francala hamuru gibi kendi Çamlıbel’in, müfettişlik nedeniyle yolunun düştüğü,
kendine kabarması içi uzun müddet bırakırım. Çok defa günlerce yol aldığı, şaire o büyülü “Han Duvarları”
aradan birçok senenin geçtiği de olur. şiirini yazdıran coğrafyadan şöyle bahseder: “Niğde
ile Kayseri arasındaki yolu, Faruk Nafiz’in İstiklal
Bu müddet zarfında konuya bazı ilaveler yaparım. Muhaberesi senelerinde kona göçe üç günde aştığı
Bazı kısımlarını atarım,çıkarırım.” Herkesin dinlenmeye o uzun mesafeyi, ben bugün otoray denen yeni icat
çekildiği saatlerde yazmayı sever, kahveyi yanı başından bir alet içinde, adeta uçarak geçiyorum. Faruk Nafiz
eksik etmez ve sükûnetten hoşlanırdı. Alaturka müzik ‘Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar’ diye anlattığı
dinleyen, patlıcan yemeğine bayılan, hurma tatlısı bu yolu, vaktiyle bir yaylının şiltesine uzanarak, ‘kendini
yapmayı seven, bunun yanında Batı kültürünü de tekerleğin sesine kaptırarak’ geçmiş olmasaydı da
özümsemiş ince ruhlu bir insan olduğunu zamanında benim bindiğim otoray içinde tayyarede gibi geçseydi
onunla birebir yapılan röportajlarından biliyoruz. bu acı gurbet şiirini bilmem yazabilir miydi?”
Yine bu röportajlardan birinde “Çalıkuşu” romanındaki
24